Her kim bir haramı terk ederse Allah ona terk ettiği şeyi helal olarak nasip eder | www.corek-otu-yagi.com

 

Her kim bir haramı terk ederse Allah ona terk ettiği şeyi helal olarak nasip eder

Efendimiz (s.a.v.)Döneminde yaşanmış bir olay nakledilir.

Günah girdabına dalmış bir hırsız yaptığı işin ne denli bir günah olduğunu düşünür ve bu çirkin işten vazgeçmeye karar verir. Peygamberimizin bulunduğu Mescit-i Nebeviye gider ve o günkü vakit namazını Efendimiz (s.a.v.) ’in arkasında kılar. Namazın akabinde Efendimiz namaza iştirak eden ashabına: “Her kim bir haramı terk ederse Allah ona terk ettiği şeyi helal olarak nasip eder” diye sohbette bulunur. Adamda Ashab-ı Kiram da camiden ayrılırlar.

Gece karanlığı bastırdığında adamın hırsızlık alışkanlığı baskın çıkar ve en nihayetinde dayanamaz ve bir eve hırsızlık yapmak üzere girer.

Girdiği ev kocası ölmüş yalnız yaşayan bir bayana aittir. Başlar adam gecenin karanlığından da yararlanarak etrafı kolaçan etmeye. Derken mutfağa girmiştir. Karnı da oldukça aç olduğu için tenceredeki yemeği yemek ister, tam kaşığı ağzına götürecekken aklına Efendimiz (s.a.v.) ’in hadisi gelir:” Her kim bir haramı terk ederse Allah ona terk ettiği şeyi helal olarak nasip eder”. Yemekten vazgeçer.

Derken başka bir odaya geçer odada çekmeceleri kurcalarken bir miktar para ve ziynet eşyası bulur. Parayı ve altınları cebine koyacakken aklına Efendimiz (s.a.v.) ‘in hadisi gelir: ”Her kim bir haramı terk ederse Allah ona terk ettiği şeyi helal olarak nasip eder.” Aldığı eşyaları yerine koyar.

Sonra arkasına bakar ki birde ne görsün! Oldukça güzel ve alımlı bir bayan yatakta uyumaktadır. Tam niyetini bozmuş, haram olarak ona yaklaşacaktır ki yine aklına hadis gelir: ”Her kim bir haramı terk ederse Allah ona terk ettiği şeyi helal olarak nasip eder”. Nefsine hâkim olur, haramdan el çeker.

En nihayetinde tövbe ettiği günaha, tekrar düşmemenin verdiği huzurla evden ayrılır.

Sabah vakti girip, ezan okununca tekrar Efendimizin bulunduğu mescide gider ve sabah namazını mescitte kılar. Namazın akabinde sessiz sakin bir köşeye çekilir, derince bir düşünceye dalar. Geceki hadise hakkında başlar düşünmeye. Ne olmuşta o haramları terk edebilmiş, kendisini dizginleyebilmişti? Adam bunları düşünürken mescide Efendimizle görüşmek üzere bir bayan gelir.

Oldukça güzel ve alımlı bir Bayan, Efendimizin huzurunda durur ve edeple Ya Resulullah! Dün gece evimde sesler duydum. Korktuğum için sesimi de çıkaramadım. Daha sonra sesler kesildi. Evimi yokladığımda evime bir hırsızın girdiğini, ancak hiçbir şey almadan evimden ayrılmış olduğunu anladım. Hırsızın evime tekrar girmesinden çok korkuyorum Ya Resulullah!

Efendimiz kadına niçin yalnız yaşadığını sorar.

Kadın:” Eşim vefat etti” değince Rahmet Peygamberi şöyle bir etrafına bakınır. Gözü tek başına oturmuş, tefekkür halindeki adama takılır. Adamı huzuruna davet ederek sorar: Sen ne işle meşgulsün? Evli mi sin? Bekâr mısın? Adam bekârım, her hangi bir işim de yok Ya Resulullah! der. Rahmet Peygamberi “Peki, seni bu bayanla evlendirsem razı olur musun?” diye sorar. Adam. Evet, razı olurum deyince, aynı soruyu bayana da yöneltir. O da razı olduğunu ifade edince, Peygamberimiz oracıkta, şahitlerin huzurunda nikâhlarını kıyar.

Yaşanan bu olay ve Allah’ın lütfu karşısında gözyaşlarına hâkim olamayan adam başlar başından geçen hadiseyi anlatmaya. “Sadakate Yâ Resulullah, Sadakate Yâ Resulullah”(doğru söyledin) der.

Yeni evli çift, evlerine geçerek yeni bir hayata başlarlar. Eve girdiklerinde kadın kocasına yemek ikram eder. Adam yemeğe bakar birde ne görsün! Yemek dün geceki haram yolla ağzına götürdüğü yemek değil mi? Önüne helalinden gelmiş. Kadın: Bey! Bir miktar param ve ziynet eşyam var. Al bunları ticarette kullan değince, adam bakar ki paralar dün geceki haram yolla el uzattığı paralar. Kadın ise dün geceki yatağında uyuyan kadından başkası değil. Adam şükür içinde secdeye kapanarak: Allah’ım! Sen ne büyüksün! Senin gönderdiğin peygamber her daim doğru söylemiştir der.

Evet, Sevgili corek-otu-yagi.com takipçileri kıymetli kardeşlerimiz;
Hiç şüpheniz olmasın yeter ki siz bir haramı terk edin. Göreceksiniz ki Rahmeti sonsuz Yüce Rabbimiz Lütfu Kereminden size terk ettiğiniz haram karışlığında en güzelini nasip edecektir.

Unutulmamalıdır ki! Haramda huzur arayana; huzur haram olur.

Şehvetlerin\isteklerin nefis, kalp ve ameller üzerinde inkar edilemez-görmezden gelinemez bir sultası vardır. Bunlardan soyutlanabilen aziz olur lakin kurtulması da bir o kadar zordur. Kim Allah (azze ve celle)’ye karşı takvalı olursa O, kuluna yeter. Kim O’ndan yardım isterse O yardım eder.  Allah (azze ve celle) şöyle buyurmaktadır: Allah kendisine dayanıp güvenen kimseye yeter. Alıştığı ya da bağımlısı olduğu herhangi bir şeyi Allah (azze ve celle)’nin rızası gözetmeden bırakan kimseye, alıştığı ve bağımlısı olduğu şeyi bırakması çok zor gelir. Sadece Allah (azze ve celle)’nin rızası için bırakan kimse imtihanın doğası gereği başta biraz zorlanabilir. Bu evrenin nihayetinde ya sadıklardan ya da yalancılardan yazılacağını bildiği için Allah (azze ve celle)’nin inayetine sarılarak imtihanı geçmek için çaba sarf eder. İnsanı harama sürükleyen etkenler ne kadar güçlü ve tesirli olursa bununla birlikte nefsi de o günaha erişmek için can atarsa imtihanı geçtiği zaman kişinin kazanacağı ecirde bir o kadar kayda değer olur. O günahtan-bağımlılıktan kurtulmak için nefsiyle ne kadar çaba sarf ederse o oranda sevaba nail olur.

Hiç kuşkusuz kim Allah’ın rızasını kazanmak için bir şey terk ederse Allah (azze ve celle) o kişiye bıraktığı şeyden daha hayırlısını verir. Tabi şurasının iyi bilinmesi gerekiyor ki “daha hayırlısını verme” meselesi bizim anladığımızdan daha geniş bir anlam ihtiva etmektedir. Bir şeyin bırakılması ve yerine daha iyisinin verilmesi; Allah (azze ve celle)’nin sevgisi, yakınlığı, kalbin onun zikriyle huzura ermesi ve İslam yolunda canlılık kazanması; rabbinin rızasını nail olmasıdır. Bütün burada zikri geçenlerle birlikte Allah (azze ve celle) karşılığını bazen dünyada verir, bazen de daha hayırlı ve baki olan ahiret hayatına saklar.

Terk edildiği vakit daha hayırlısının verileceği amellere örnekler:

1)Kim insanlardan istemekten vazgeçer, onlardan ümidini keser,  yüzünün astarını eskitmez, bütün isteklerini ve ümitlerini sadece Allah (azze ve celle)’ye  has kılarsa terk ettiği şeylerin daha hayırlısını alır. Böyle bir kuluna Allah (azze ve celle) hür bir kalp, izzetli bir nefis ve insanların ellerine muhtaç olmayan bir hayat verir.

Ebu Said el Hudri (radiyallahu anh)’tan rivayetle Allah resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: Kim sabretmeye çalışırsa Allah o kişiye sabır kim de iffetli olmak isterse ona da iffet verir.  (Buhari)

2)Kim kendisi için yazılan kadere boyun eğer, itiraz etmeyi bırakır, bütün işleri Allah (azze ve celle)’ye teslim ederse bu kişi yakinle, rıza ile rızıklandırılır ve aklının ucundan bile geçmeyen nice nimetlere gark olur.

3)Kim kahinlere gitmeyi ve sihiri bırakırsa Allah (azze ve celle) kendisine bıraktıklarının yerine tevekkül, sabır ve doğruluk lütfeder. En önemli insanın kurtuluş anahtarı olan tevhidin rükunlarından birisini gerçekleştirmiş olur.

4)Kim dünyanın peşinde koşmayı bırakırsa Allah (azze ve celle) dünya işlerini onun yerine kendisi düzenler. Asıl zenginlik olan kalp zenginliğini bahşeder. Normalde peşinden koşandan kaçan dünyayı önüne serer.

5)Kim Allah (azze ve celle)’nin dışında varlıklardan korkmayı bırakır ve sadece kendisinden korkarsa vehimlerden emin kılınır. Önünden ve arkasından gelecek bütün şeylerden güvende olur. Kişinin bu korkusu kendisini için selamet ve güven olur.

6)Kim yalandan vazgeçer ve her türlü işinde doğruluktan şaşmazsa hidayet kendisini dört bir taraftan kuşatır. Böylece Allah katında sıdıklardan yazılır, insanlar arasında doğru sözlü diye bilinir, insanlar izzeti ikramda bulunur ve sözünü dinlerler.

7)Kim tartışmaktan -haklı bile olsa- vazgeçerse bu kişi için cennetin ortasında bir saray inşa edilir. Çekişenlerin maruz kaldığı tehlikelerden emin olur, kalbini kötü düşüncelerden emin kılar ve ayıpların ortaya çıkmasından emin olur.

8)Kim alış-verişte insanları aldatmayı bırakırsa insanların kendisine olan güveni artar ve yaptığı ticarete insanlar daha çok meyleder.

9)Kim faizin her türlüsünü ve kötü mal kazanımını terk ederse Allah (azze ve celle) malını bereketli kılar ve hayrın kapılarını ardına kadar açar.

10)Kim haram olan bir şeye bakmayı bırakırsa kendisine feraset, nur ve kalbinde hissettiği bir lezzet verilir.

11)Kim kibirlenmeyi bırakır ve tevazu kanatlarını insanlara karşı gererse değeri ve insanların gözünde kıymeti artar.  Allah resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmaktadır: Kim tevazulu olursa (derecesi) artar.

12)Kim sevginin dorukları olarak gördüğü ve mutluluğun tarifsiz lezzeti olarak tasvir ettiği kötü kişilerle arkadaşlığına son verirse Allah (azze ve celle) o kişiye daha iyi kişileri arkadaş kılar, birçok faydaya nail olur ve bu arkadaşlığı sayesinde sayılmayacak dünya nimetleri içinde yüzer.

13)Kim öfkesini yener ve nefsine böyle durumlarda hakim olursa nefsinin izzetini-kerametini korur, özür dilemek zorunda olmanın acizliğinden kendini emin kılar ve kendini müttakilerin zümresine ilhak eder. Bir adam Allah resulü (sallallahu aleyhi ve sellem)’in yanına gelir ve nasihat ister. Allah resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) bunun üzerine “öfklenme” der. (Buhari)

İbni Able şöyle rivayet etmiştir: Bir gün Ömer bin Abdulaziz  bir adama çok sinirlenmişti. Emretti adamı getirdiler, bir kısım elbisesini çıkarttılar, iple sıkı sıkıya bağladılar ve kırbacı getirdiler. Ömer bin Abdülaziz: “Bırakın gitsin. Hiç şüphesiz ben sinirli olmamış olsaydım sana bir kötülük yapardım” dedi ve Allah (azze ve celle)’nin şu ayetini okudu: Öfkesini yutanlar.

14)Kim insanların ırzlarıyla alakalı işlerden yüz çevirir ve kusurlarını araştırmazsa selamet bu kişinin refiki olur.

Ahnaf bin Gays (radiyallahu anh) şöyle demiştir: Kim insanların kerih gördüğü şeylerde aceleci davranırsa onlar o şeyi bilmedikleri söylerler.

15)Kim aptallarla dostluk kurmayı terk eder ve cahillerden yüz çevirirse saygınlığını-ırzını korur, nefsini onların şerrinden ve dedikoducuların eziyetlerinden emin kılar. Allah (azze ve celle ) şöyle buyurmaktadır: Affı seç, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir.

16)Kim hasedi terk ederse birçok zararından nefsini emin kılar. Haset amansız hastalık, öldürücü zehir ve yerilmiş bir ahlaktır. Hasedin aşağılayıcı özeliklerinden biriside, en kötü şeyleri kendisine yakın kılmasıdır. Rezillikleri-kötülükleri kendisine yakın sırdaş, yoldaş, kardeş ve güzel şey kılar.

Bazı hikmet ehli insanlar şunları söylemiştir: Haset sebebiyle mazluma çok benzeyen nice zalimler gördüm. Nefsi sürekli bu uğurda çabalar, vehimler en yakın arkadaşı olur ve kalbi sürekli gel git dehlizlerinde boğulur.

“Kim bir şeyi Allah rızası için terk ederse terk ettiği şeyin daha hayırlısı kendisine verir.”           Hakikatı ilahiyesine bir örnek.

“Kim bir şeyi Allah rızası için terk ederse terk ettiği şeyin daha hayırlısı kendisine verir.” Hakikatı ilahiyesinin tecelli ettiği bir örnek görmek istersen işte Yusuf (aleyhi ve sellem)’in azizin karısıyla yaşadığı olayların hikayesine bak. Her ne kadar kişiyi günaha sürükleyen etkenlerin varlığına ve azizin karısının muradına rağmen Yusuf peygamberin sadakatlik örneğidir bizleri kendisini hayran bırakan özelliği. Eğer Yusuf (aleyhi ve sellem)’in ayaklarının altına serilenlerin\sunulan imkanların yarısı ya da çok az bir kısmı başka bir kimseye verilseydi ayaklarının kayması içten bile değildir. Nice insanlar da bunların aksine kendi nefsinin helakını kendisi hazırlamak için elinden geleni ardına koymuyorlar. Bütün bunlardan sonra kişi nefsini Allah (azze ve celle)’nin koruduğu kadarı hariç helaka sürükler.

Yusuf (aleyhi ve sellem)’i o günün şartlarında ayaklarının kaymasına neden olacak\zinaya sürükleyebilecek etkenlerden birkaçı şunlardı.

1)Yusuf (aleyhi ve sellem) gençti. Bilindiği üzere gençleri zinaya sürükleyen etkenler çok güçlüdür.

2) Yusuf (aleyhi ve sellem) bekardı ve şehvet ateşini söndürecek imkanı  yoktu.

3) Yusuf (aleyhi ve sellem) o an itibariyle bulunduğu şehirde kimsesi yoktu. Yabancı olarak ikame ettiği şehirde insanlar kendilerini tanıyan kimse olmadığı için utanmazlar.

4) Yusuf (aleyhi ve sellem) köleydi ve hürlere koyulan ahlakı yaptırımlar köleler için yoktu.

5) Azizin karısı güzel bir kadındı.

6) Azizin karısı makam ve mal sahibi birisiydi.

7) Azizin karısı Yusuf (aleyhi ve sellem)’in efendisiydi.

8) Kendilerini gören kimse yoktu.

9) Azizin karısı kendisini Yusuf (aleyhi ve sellem) için hazırlamıştı.

10) Kapılar kapatılmıştı

11) Yusuf (aleyhi ve sellem)’i kendi nefsinden murad alması için davet etmişti.

12) Azizin karısı bu emeline ulaşma arzusundan kendisini kaybetmişti.

13) Eğer teklifine icabet etmezse kendisini tehdit etti.

Bütün bu baskı unsurlara rağmen Yusuf (aleyhi ve sellem) Allah katında ki seçti ve yüz çevirdi. Dünya da izzet ve mutluluğa ulaştı ve cennete daha iyisine kavuştu, bulunduğu şehrin efendisi oldu ve azizin karısı yanında sanki bir köle gibi yer aldı. Azizin karısı şunları söylemiştir: “Bu günahla nice melikleri köle kılan ve itaat izzetiyle nice köleleri efendi kılan ne yücedir.”

Anlama ve kavrama yetisi bulunan bir akıl için en uygunu bütün işlerde sabretmek, sonucuna bakmak ve geçici dünya lezzetine ebedi olan ahret hayatını değiştirmemedir.

 

Yazan: Faris Falih el Hazreci

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*